Allah’in Sifatlari

 

ALLAH’IN SIFATLARI 

Akaid konusunda kitap telif eden müteahhırin Uleması, aklı başında ve ergenlik çağına gelmiş her Mükellefe Allah Teala’nın on üç sıfatını Öğrenmenin Farz-ı Ayn olduğunu söylemişlerdir. Bu sıfatlar şunlardır: 
EI- Vucild,el-Kıdem,el-Muhalefetünlilhavadis,el- Vahdaniyye el-Kıyam binnefs, el-Beka, el-Kudret, el-İrade, el-Hayat, el-İlim, el-Kelam, es-Semi ve el-Basar. 

Allah Teala’da bu Sıfatlara aykırı her hangi bir şeyin bulunması imkansızdır, muhaldir. Bu Sıfatlar Şer-i metinlerde her ne kadar çok zikredilmiş ise de, yine de Ulema bu sıfatların bilinmesini Farz-ı Ayn olduğunu söylemişlerdir. 

Bazıları ise buna yedi manevi Sıfat daha ekleyerek Allah hakkında yirmi Sıfatın bilinmesinin Farz olduğunu öne sürmüşlerdir. Bunlar Allah Teala’nın el-Kadir, el-Mürid (dileyen), el-Hay (diri), el-Alim, el-Mütekellim (konuşucu), el-Semir ve el-Basir Sıfatlarıdır demişlerdir. Şimdi bunları bir bir açıklayalım; 

VUCUD SIFATI 

Allah Teala Ezeli yani Başlangıçsız olarak vardır, varlığı Ebedi yani Sonu yoktur. O bir yaratıcının yaratması sonucu var olmuş değildir. 

Bazıları mevcud kelimesinin mef-ul kalıbında olmasını ileri sürerek," Allah mevcuddur " sözünü hoş karşılamıyorlar. Halbuki üzerinde başkalarının tesir icra edemediğine mef-ul denir. Mesela, Allah Ma’bud’dur dediğimiz gibi Mevcud’dur da deriz. Bazıları kendilerinin gramer bilgisine sahip olduğunu sanıyorlarsa da, durum hiçde sandıkları gibi değildir. 

Nitekim büyük dil bilgini Kamus Şarihi Zebidi " ihya’yı " şerhederken şöyle söylüyor; " Bâri Teala Mevcud’dur, Binaenaleyh görülmesi mümkündür." El-Mısbah müellifi ve dil bilgini el-Feyyumi hazretleri de Mevcud madumun yani, yokluğun zıddıdır demiştir. 

KIDEM SIFATI

Allah Teala’nın üzerinden zaman geçmesi manasında değil de Ezeli olması manasında Kadim olması gerekir. Çünkü Kadim ve Ezeli kelimeleri Allah hakkında kullanıldıklarında varlığının evveli yoktur manasına gelir, dolayısıyla Allah Ezeli’dir, Allah Kadım’dir denir. 

Ama bu kelimeler mahlukat için kullanıldıkları zaman üzerinden zaman geçmiş, eskimiş manasına gelir. 

Nitekim Allah Teala gökyüzündeki Ay’ ın hakkında bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: "Nihayet O kadim hurma dalı gibi (hilal) olur da geri döner" buyuruyor. (Yasin suresi-39) Kamus müellifi de "Pramitler Mısır’da birer ezeli, (eski) yapıdırlar" diyor. Evet, şayet Allah Teala Kadim olmasaydı,sonradan meydana gelmiş olur ve bu takdirde bir ihdas edene yani, bir yaratana muhtaç bulunurdu. Bu yaratanın da tekrar bir yaratana ihtiyacı olurdu ve artık arkası kesilmeyecek şekilde bu hadise müteselsilen sürüp giderdi ki, bunlar muhal ve imkansız olan şeylerdir. Şu halde Allah Teala’nın sonradan meydana gelmiş olması imkansız 
olup Kadim’dir, varlığının evveli, başlangıcı yoktur. (22) 

BEKA SIFATI 

Allah Teala, fena bulmayacak, yok olmayacak manasında Bakidir. 

Çünkü Allah Teala’nın Kadım olması gerektiği aklen sabit olduğuna göre böyle bir varlığın aynı zamanda Baki olması da gerekir. Eğer Allah’ın yok olması mümkün olsaydı, O’ nun Kadım olması düşünülemezdi. Şu halde Allah Tebareke ve Teala kendiliğinden Baki’dir. Ondan başka kendiliğinden Baki olan varlık yoktur. Cennet ve Cehennem Baki iseler de bunlar kendiliklerinden değil, Allah Subhanehu ve Teala böyle dilediği için Baki, yani Ebedidirler. Aslında Cennet ve Cehennemlin yok olmaları aklen mümkündür. 

SEMİ SIFATI

Bu da Allah Teala’nın Zat’ ında var olan Ezeli bir sıfattır. O, sesleri Ezelde ve Ebedde de işitir, Onun işitmesi bizimkine benzemez, işitmek için kulağa ihtiyacı yoktur, tıpkı bilmek için kalbe (akla) muhtaç olmadığı gibi. Ne kadar gizli ve ne kadar uzakta bulunursa bulunsun hiçbir ses ondan kaçamaz. Allah Teala da işitme sıfatının gerekliğine akli delil şudur; 
Eğer Allah Teala’da işitme sıfatı bulunmasaydı, O’nun sağır olması gerekirdi ki! bu Allah için bir noksanlıktır, noksanlık ise O’nun için muhaldir. Allah Teala’nın kulak vasıtasıyla işittiğini söyleyenler sapıtmış ve küfre girmiş olurlar. 

BASAR SIFATI

Allah Teala’nın görmesi aklen gereklidir.O bütün varlıkları ve Zat’ı Akdesini Ezelde ve Ebedde, göze veya her hangi bir uzva ihtiyaç duymaksızın görür. Çünkü hissedici uzuvlar yaratıklara mahsustur. 

Allah Teala’nın görme sıfatına sahip olduğuna akli delil şudur; "O eğer görücü olmasaydı, kör olurdu ki !. Allah için bu bir noksanlıktır, noksanlık ise Allah için muhaldir, imkansızdır. 
Allah Teala’nın işitme ve görme sıfatına sahip olduğuna Ayet ve Hadislerden getirilecek deliller şunlardır; Nitekim Allah Teala bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: " O işiten ve görendir" buyuruyor. (Şura suresi- i I). 
Efendimiz Aleyhissehlatü Vesselam da; " İşiten, gören" isimlerini Allah’ın Esma el- Hüsna’sı arasında saymış olup Hadis-i Şerifı Tinnizi rivayet etmiş ve Hasen Hadislerden olduğunu bildirmiştir. 

KELAM SIFATl 

Kelam, Allah Teala’nın Ezeli ve Ebedi bir sıfatı olup Allah bu sıfada konuşmakta, mahlukatına emirler vermekte yasaklar koymakta, vaad ve tehditlerde bulunmaktadır. Ancak O’nun konuşması mahlukatın ki gibi hava akımı veya uzuvların birbirlerine sürtünmesiyle meydana gelen bir sesle olmadığı gibi dudak kapatıp açmak veya dili hareket ettirmek suretiyle çıkarılan harfler vasıtasıyla da değildir(*). 

Yani, Allah’ın konuşması mahlukata benzemez. 

Biz Musa Aleyhisselam’ın Allah Teala’nın Kelam’ını harfsiz ve sessiz olarak duyduğuna inanmaktayız. Nitekim Mü’minler de Allah Teala’nın Zat’ i Uluhiyyetini Ahirette görecekler; fakat bir cevher veya araz olarak değil.. Üstelik akıl harf ve sesin dışındaki şeylerin duyulabileceğini kabul eder. 

Allah Teala’nın Zat’ı Ahadiyyetine ait Kelam’ı, bizlerin ki gibi harflerin peşpeşe sıralanmasından meydana gelmez. Bizler Allah’ın Kelam’ını harf ve sesle okuduğumuzdan bizim bu okuyuşumuz Ezeli olmaz. 

Kur’an kelimesinden iki mana anlaşılır. Bunlardan biri Allah tarafından indirilen sözlerdir, diğeri ise Ezeli olan Zat’ı İlahiyyenin Kelamı’dır ki, bunun ne harfle ilgisi vardır, ne sesle, ne arapçayla ve ne de diğer dillerle ilişkisi vardır. 

Netice olarak " Allah’ın Kelam’ı " ifadesiyle eğer Allah tarafından indirilen sözler kasd olunuyarsa bu hadis’tir. Allah’ın yaratmasıyla meydana gelmiştir. İndirilen bu sözlerin bir kısmı Arapça, bir kısmı İbranice ve bir kısmı Süryanice olup Arapça olanına Kur’an, İbranice olanına Tevrat, Süryanice olanına ise İncil denilmiştir. Her ne kadar davud Aleyhisselam’a indirilene Kur’an denildiği hakkında Hadis varsa da (isimlendirme genelde böyledir). Ancak Allah tarafından indirilen bu sözler ne bir Melek tarafından tasnif olmuştur ve ne de insanoğlu tarafından!. Bu sözler Zat’ı Uluhiyyetin Kelamından ibaret olup bu İlahi Sıfatın Arapçayla, İbranice ve Süryanice ile tavsiiı doğru olmaz. Hepsine 
" Allah’ın Kelam’ı " denir. 

Yani Allah’ın Zatıyla kaim olan sıfata da, Allah tarafından indirilen ve O’nun Kelamında ibaret bulunan sözlere de, "Allah’ın Kelam’ı" denir. Bu her iki isimlendirme de hakiki manadır. Çünkü hakikat ya Luğavi, ya Şer’i, yahut da Örfi olur. 

Sözümüzü bir örnekle açıklamak gerekirse şöyle söyleyebiliriz; Mesela, 
 Lafza-İ Celali söylendiğinde, EzeIi ve Ebedi olan Allah Teala anlaşılır. Allah’a ibadet ederiz dediğimizde kasdolunan bu Zat’ı İIahi’dir. Lafza-İ Celali yazıp da bu nedir diye sorulduğunda Allah’tır denilir ki kasd olunan şey Lafza-i Celali oluşturan bu harfler, kendisine ibadet ettiğimiz Allah’tır, demek olmayıp bu kelime O EzeIi ve Ebedi olan Zat’ı Uluhiyyete işaret ediyor demektir. 

(*)ÇÜnkü Allah Teala yukarıda zikredilen mahlukata has uzuvlardan büsbütün uzak ve münezzehtir.

İRADE SIFATI

İrade ki meşiyet yani dileme demektir; bu Allah için gerekli olan Ezeli ve Ebedi bir sıfattır. Allah Teala, aklen caiz olan şeylerin yokluğu yerine var olmasını, bir sıfat yerine ötekini, bir vakit yerine diğerini bu İrade sıfatıyla tayin ve tahsis eder. 

Allah Teala için İrade edici Dileyici olmasaydı alem diye bir şey olmaz, hiçbir şey varlık sahnesine çıkmazdı. Çünkü alemin varlığı esasında aklen zaruri olmayıp caiz’dir, yani olması da, olmaması da mümkündür. Bizler alemin, ancak varlığının, yokluğuna tercih edilmesi sebebiyle meydana gelebileceğini biliyoruz. Şu halde Allah İrade edici ve Dileyici’dir. Sonra Ehl-i Hakk’a göre İrade, Meşiyet yani Dileme manasına olup hayır olsun, şer olsun kulların bütün amellerine ve işlerine şamildir. Evet, hayırlı olsun şerli olsun yapılan bütün işler, küfür ve masiyet, ibadet ve taat gibi her türlü davranışlar Allah’ın İrade ve meşiyetiyle meydana gelmektedir. Bu Allah Teala için (bir noksanlık olmayıp) Kemal’dir. Çünkü Allah Teala’nın Kudret ve Meşiyetinin herşeyi kuşatması Allah’ın Celal ve Azametine layıktır. Çünkü eğer O’nun mülkünde kendisinin dilemediği her hangi bir şey meydana gelseydi, bu Allah Teala’nın aciz olduğunu gösterirdi. Acziyet ise Allah Teala için muhaldir. Meşiyet, yani Dileme sıfatı İlim sıfatına tabidir. Çünkü O, meydana geleceğini bildiği şeyin yaratılmasını İrade buyurmuştur. Meydana gelmeyeceğini bildiği şeyin ise var olmasını dilememiştir. Sonra meşiyet emire tabi değildir. Mesela Allah Teala İbrahim Aleyhisselam’a oğlunun kurban edilmesini emretmiş fakat bunun gerçekleşmesini dilememiştir. 

Peki, meydana gelmesini dilemediği birşeyi Allah nasıl (oluyor da) emrediyor diye soruluyorsa; Allah yapılmasını yasakladığı birşeyin kulları tarafından yapılacağını nasıl biliyorsa, meydana gelmesini dilemediği birşeyi de (kullarına) emredebilir diye cevap veririz. 

KUDRET SIFATI 

Allah Teala’nın her şeye Kadir olması gerekir. Burada” şey” kelimesiyle varlığı aklen muhal olmayan, yani aklen mümkün olan şeyler kasd olunuyor. Aklen imkansız olan şeyler varlık sahnesine çıkamayacakları için Kudret sıfatının bu gibi şeylerle ilgili bulunması uygun olmaz. 

İbni Hazm, ” Allah Teala çocuk edinmeye Kadirdir” eğer buna Kadir olmasaydı Allah Teala’nın aciz olması gerekirdi ” diyenlere bu hususta ınuhalefet göstermiştir. Halbuki onların söylediği bu söz akla uygun değildir. Çünkü Allah’ın çocuk edinmesi muhal olup, aklen muhal olan bu gibi şeyler Kudret sıfatıyla irtibatlandırılmaz. Kudret’in bir şeyle alakasız oluşu, bazen Kudret ile mevcut olan kusur ve noksanlıktan kaynaklanır ki bu, mahlukat için söz konusudur; bazen de bu şeyin varlık sahnesine çıkması ya aklen imkansız olduğundan, yahut da bu şeyin varlığı (zaten) aklen vacip olduğu için kabul edilmez. 

Allah’ın Kudret sıfatının çocuk edinme gibi muhal şeylere taalluk etmeyişi bir acziyet olmayıp, asıl acziyet bu sıfatın aklen muhal olmayan şeylere, yani mümkünata taalluk etmeyişidir. Şu halde, Allah Teala çocuk edinmeye kadirdir veya bundan acizdir” denilmez. 

Bazıları da buna ilaveten, ” taş ne adildir, ne de cahildir” demek nasıl uygun değilse, yukarıdaki ifade de tıpkı bunun gibi uygunsuz ve yersizdir demişlerdir. 
Bazı mülhidlerin, “Allah kendisi gibi birini yaratmaya gücü yetmez mi? ” tarzındaki sözlerine şöyle cevap veririz. 

Bu söz aklen muhal olan bir şeyi isbata yeterlidir. Çünkü Allah Teala Ezelidir, şayet O’nun bir benzeri olsaydı bu benzerinin de Ezeli olması gerekirdi, Ezeli bir varlık ise yaratılamaz Vesselam. 

İLİM SIFATI

Allah Teala’nın İlmi de tıpkı Zat’ı gibi Ezelidir. O Zatını da kendi sıfatını da yarattığı mahlukatını da Ezelen ve Ebeden bilmektedir. Allah’ın varlık sahnesine koyduğu bir şeyi, sonradan meydana gelen bir ilim ile bilmesi düşünülemez. Eğer ilim sıfatının sonradan meydana gelmesi mümkün olsaydı, Kadim olmaması gerekirdi. Çünkü hadisata mahal olan bir şeyin dahi hadis olması kaçınılmazdır. 

Nitekim Allah Teala Enfal suresinde; 

Mealen: “Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi” (Enfal suresi-66) Ayet-i Celilede, Allah’ın bilgisinin tazelendiği gibi bir mana akla gelmemelidir. Çünkü Ayet-i Celilede geçen “bildi” kelimesi, yine Ayet’te geçen “şimdi” kelimesiyle irtibatlı değildir. 

Ayet’ in manası “Allah şimdi yükünüzü hafifletti çünkü O, sizde zayıflık olduğunu önceden Ezeli İlmiyle biliyordu” tarzındadır. 

Öte yandan Allah Teala’mn bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: “Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri bilinceye kadar sizi imtihan edeceğiz” buyuruyor. (Muhammed suresi-31)mealinde geçen “bilinceye kadar” kelimesi de “belirleyinceye kadar” demektir. Buna göre Ayet’in manası “Andolsun ki içinizde cihad edenlerle sabredenleri birbirinden ayırıncaya ve bunları mahlukatı arasında belirleyinceye kadar” demek olur. İmam Buhari’nin Ebu Ubeyde Ma’mer bin el-Müsenna’dan naklettiğine göre Allah Teala kimlerin cihad edeceğini ve sabredeceğini önceden biliyordu ifadesi, tıpkı şu Ayet-i Celile’de Allah Teala’nın Buyurduğu; 

Mealen: Allah’ın murdarı temizden ( Mümini kafirden ) ayırması; (Enfal suresi-37) mealindeki Ayet-i Celiledeki ifadeye benziyor. 

HAYAT SIFATI

Allah Teala’nın Hayat sahibi olması gereklidir. O, diridir ancak O’nun hayatı Ezeli ve Ebedi olup ruhla, et, kemik ve kanla değildir, yani O’nun hayatı bizimkine benzemediği gibi her hangi bir yaratığa da benzetilmez. 

Şu alemin varlığı, O’nun Hayat sahibi olduğuna açık bir delildir. 

Eğer O diri olmasaydı varlık diye bir şey olmazdı. Bu alemin hissen, zaruri olarak ve şeksiz şüphesiz varlığı ise sabittir. 

VAHDANİYYE SIFATI 

Vahdaniyye birlik demektir. ” Allah birdir” deyince bundan, Allah’ın Zat’ının cüzlerden, parçalardan oluşmadığı ve O’nun Zat’ına benzer bir varlığın bulunmadığı anlaşılmalıdır. Sonra O’nun Sıfatları kimsenin sıfatlarına; O’nun Fiilleri kimsenin fiillerine benzemez. ” Allah birdir ” sözüyle O’nun sayı yönünden birliği değil, ortağının bulunmadığı kasd edilmektedir. çünkü sayı da matematik olarak ikiye ve daha fazla kısımlara bölünebilmektedir. 

Allah’ın birliğini isbat yolunda şunları söyleyebiliriz. 
Yaratıcının mutlaka Diri, Güç ve Kudret sahibi, Alim, Dileyici ve Muhtar (*) olması gereklidir. Yaratıcının vasıflarının bu saydıklarımız olduğu belli olunca hemen ardından şunu söylemek mümkündür. Eğer alemin iki tane yaratıcısı olsaydı, bunların her ikisinin de diri, güçlü ve kudretli, bilici, dileyici ve muhtar olması gerekirdi. Seçimlerinde birinin diğerine uyma mecburiyeti olmadığından bu iki muhtar arasında anlaşmazlık çıkabilirdi. Bu durumda biri diğerinin arzusu hilafına bir şey yapmaya kalkınca da mutlaka birinin dediği olur diğerininki olmazdı, yahut ikisinin de kısmen dediği olurdu, yahut da ikisinin de dediği olmazdı. Her ikisinin istek ve arzularının aynı anda ve tam olarak gerçekleşmesi imkansızdır. Böyle olunca ikisinin de aciz olması gerekir. Birinin istek ve arzusunun gerçekleşip diğerinin gerçekleşmemesi halinde ise arzusu gerçekleşmeyen aciz kalmış olur ki aciz olan ne İlah olabilir, ne de Kadim .. Bu, tevhid ehli nezdinde” Temanü ” delili (21) diye bilinen bir husustur. 

Nitekim Allah Teala bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: ” Eğer yer ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı yer ve gök’ün nizamı kesinlikle bozulup gitmişti ” buyuruyor. (Enbiya suresi-22) 

KIYAM BİNNEFS SIFATI 

EI-Kıyam Binnefs, Allah Teala’nın hiç kimseye ihtiyaç duymaması, varlığını tayin ve tesbit edecek birine muhtaç bulunmaması demektir. Çünkü başkasına muhtaç olmak Kıdem sıfatına aykırıdır ki Kıdem ve Beka sıfatlarınm gerekliliğini daha önce ispatlamıştık. 

MUHALEFETÜN LİL HAVADİS SIFATI

Allah Teala’nın hadisata, yani sonradan yaratılan mahlukata benzememesi şarttır. Allah hiçbir mahlukata benzemez; O ne bir yer işgal eden cevherdir, ne de arazdır. Cevher, bir yer işgal eden ve başkasının varlığına bağlı olmayan şeylere denir ki cisimler bu nev’ı varlıklardır. Araz ise varlığı başkasının varlığına bağlı bulunan, hareket etme, durma, toplanma, ayrılma; renkler, tatlılar ve kokular gibi şeylere denir. işte bu yüzdendir ki imam ebu Hanife, ” Yaratan yarattıklarına nasıl benzeyebilir ” demiştir. 

İmam Beyhaki’nin el-Esma ve es-Sıfat adlı eserinde naklettiğine göre Ebu Süleyman el-Hattabi de; Bizlerin ve bütün müslümanların, Rabbimizin bir surete, bir şekle sahip olmadığını bilmesi gerekir. 

Çünkü suret keyfiyeti (nasıllığı) gerekli kılar ki, bu hem Allah Teala, hem de O’nun sıfatları hakkında düşünülemez. 
Keyfiyetin bazen hakikat manasında kullanıldığı olur. Mesela, şu şiirde 
keyfiyet, hakikat manasında kullanılmıştır. 
Bir kimse diğer birinin 
Keyfiyetini idrak edemezken 
Nasıl olur da Kadım 
Ve Cebbar Allah’ ın 
Keyfiyeti idrak olunabilir. 

Üçüncü asrın, yani yüzyılın, ” Asırlar içinde en hayırlısı benim asrımdır, sonra bunu takib eden ve sonrada bunu takib eden asır diğer asırların en hayırlılarıdır” mealindeki Hadis-i Şerifte hayırlı asırlardan olduğu belirtilmiştir. işte bu üçüncü asırda yaşayan İmam Ebu Cafer Tahavi hazretleri de ” Kim Allah’ı beşeri mefhumlar dan bir mefhumla vasıflandırırsa kafir olur” demiştir. 

ALLAH’IN SIFATLARININ HEPSİ NOKSANSIZDlR 

Allah’ın Sıfatları Ezeli ve Ebedi’dir. Allah Teala Zat’ı Ezeli olduğundan, O’nun sonradan meydana gelmiş, Ezeli olmayan bir sıfatı yoktur. Mahlukatın sıfatı ise hadistir, sonradan meydana gelmiştir. Üstünden en üstüne doğru gelişme ve yenilenme kaydedebilir.Allah’ın ilmi hiçbir şekilde yenilenme kaydetmez. Allah Teala herşeyi Ezeli ilmi, Ezeli Kudreti ve Ezeli iradesiyle yaratmıştır. 

Allah Teala geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanları Ezeli İlmiyle kuşatmıştır. Allah Teala’nın bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: ” Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri bilinceye kadar sizi imtihan edeceğiz ” (Muhammed suresi Ayet-31) mealindeki Ayet-i Celilenin manası, Allah Teala haklarında her hangi bir bilgiye sahip değilken imtihan ve sınamayla cihad edenlerin durumunu bilecek demek değildir, bu Allah için söz konusu olamaz. 

Ayet’in manası, “içinizden cihad edenlerle diğer sabredenleri ve bunları mahlukatı arasında belirleyinceye kadar demektir. 

Allah Teala’nm İlmi tazeleniyor ve gitgide yeni ilimler kazanıyor diye söyleyenler kafir olurlar. 

Allah Teala Kemal Sıfatlarla Muttasıftır. O’nda noksan bir Sıfatın bulunması muhaldir. asla mümkün değildir. Allah Teala’nın Ayet-i Celilesinde; 

Mealen:En güzel İsimler O’nundur.(Araf suresİ-180)Yine bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen:” En Yüce Sıfatlar Allah’a aittir.” (Nahl suresi Ayet-60). Allah Teaıa Ali-İmran suresinin 54. Ayetinde ise; 

Mealen: ” (Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onlara tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır” mealindeki Ayet-i Celilesinde geçen tuzakla ilgili olarak şunu söyleyebiliriz: 
Mahlukat açısından bakıldığında tuzak, hile kullanarak başkalarına zarar vermek için yapılan oyun ve kurnazlıktır. Ama Allah Teala’nın tuzak kurması ise, tuzak kuranları farkına yaramayacakları bir şekilde aynı cinsten bir ceza ile cezalandırılması demektir. Başka bir ifadeyle Allah Teala, tuzak kuranların kurdukları tuzağa ceza vererek hilecilere zarar yerme bakımından bütün düzenbazlardan çok daha güçlüdür. 
Aldatma manasında tuzak kurma Allah hakkında düşünülemez. Nitekim Allah Teala bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: ” Gerçekte Allah onlarla istihza eder” (Bakara süresi Ayet-15) mealindeki Ayet-i Celilede geçen ” istihza eder” ifadesi de, istihzalarına karşı Allah Teala onları cezalandırır demektir. 

Kur’an’da ve Sahih Hadislerde geçen yüz, el, göz, rıza ve hoşnudluk, gazap ve benzeri ifadelerle tercüme edilebilen şeylerin bizim ellerimiz, yüzlerimiz, gözlerimiz gibi birer uzuv olmadığına; gazap ve hoşnudluğun da bizim infiallerimiz(*) cinsinden şeyler olmadığına aksine bunların, hakikatını Allah’ın bildiği birer sıfat olduklarına inanırız. Ulema bu hususta işte böyle söylüyorlar. 

Çünkü Allah Teala’da uzuy bulunması. Şura suresinin onbirinci Ayet-i Celilesinde; 

Mealen:O’nun benzeri hiçbir şey yoktur, diğer bir Ayet-i Celilesinde; 

Mealen: ” O’nun hiçbir dengi yoktur” (İhlas suresi Ayet-4) mealindeki Ayet-i Celileler hükmünce muhaldir, imkansızdır. 

ilim ehli buyuruyor ki; Eğer Allah Teala’nın uzuv ve cisim manasında gözü olsaydı, mutlaka onun bir değil. birçok benzeri olurdu. Ölüm, yok olup gitme, değişme ve gelişme gibi sonradan yaratılan mahlukat için düşünülebilen şeyler Allah içinde mümkün olurdu ki bu da; Allah Teala’nın değişime uğramasının bir halden diğerine geçişinin imkansızlığı hakkındaki akli delilin gereklerine ters düşerdi. 
Bu hususta aklı arka plana itmek doğru değildir; çünkü akıl Şer-i Şerifin bir şahidi olduğundan Şeriat ancak aklın kabul edebileceği şeyleri gündeme getirir. Evet, cisim ve cisimle alakalı hususlar, yani cisme arız olan haller kaçınılmaz bir şekilde sonradan oluşmuştur ve bunlar bir ihdas edene ve yaratana muhtaçtırlar. Şu halde bu özellikleri taşıyan bir şeyin bir yaratıcısınm bulunması şarttır ve başkasına muhtaç olanların ise ilah olmaları mümkün değildir. 

(*) Muhtar,dilediği ve istediğini bir başkasına bağımlı olmadan yapan demektir. 

(21) TEMANU: Bir şeyin doğruluğunun diğerinin doğruluğuna mani olması demektir.Bir şey ya doğru olur ya da yanlış .. Bir şeyin aynı anda hem doğru hemde yanlış olması düşünülemez. Çünkü iki zıt bir arada bulunulamaz. 

(*)infial,hissi olarak etkilenme demektir,

Ecyad iletişim.

1 thought on “Allah’in Sifatlari

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.